Tarih: 11 Ekim 2011• Kategori: İsmail Sarıgene• Yorum Yok
Özgürsün artık kanatlanabilirsin uçurumlara,
Çünkü kuruttum sevgini
Kendin kadar yalnız,
Ben kadar kalabalıksın dört duvar arasında
Şimdi içimde rahatça ölebilirsin çünkü unuttum seni”
Eli kanlı bir katile nasıl bir mektup yazılır bilmiyorum
Diri diri gömdüğün yüreğimle karşındayım
Dimdik ve bir o kadar mutlu
Söylenecek çok fazla sözüm yok aslında
Adın hiçliği andırıyor İçi boş bir cümleye benziyor bendeki sen
Şimdi sana yazdığım bu satırlara bakıp yanlış anlamlar çıkarma sakın
Bende kapladığın yer boşluğa bakıyor
Gözlerin ise karanlığı anımsatıyor bana
Hadi mutlu olabilirsin artık
Doya doya sevinebilirsin
Ellerinle gömdüğün bu kızın ardından yaktığın sahte ağıtları söndür artık
Yüzüne giydirdiğin benli acıları da sıyır artık
Ben öldüm artık/ gayrı mutluluklar senin
Başardın en sonunda
Senaryosunu yazıp yönettiğin bu oyunu kazandın
Tükettin beni
Dilediğince kanat çırpabilirsin bulutlara
Dilediğince gülüşler saçabilirsin etrafına
Ve bitirdin diyecektim.
Lakin bitiremedin beni
Çünkü sen hiçbir zaman bende başlamadın ki
Unutma sende bir cümlelik yerim bile olmamıştı
Sakın kızma bu cümleme bu cümleyi sen söylemiştin
Şimdi arkanı dön ve git
Ait olduğun karanlıklar seni bekliyor
Dört duvar sancılarında seni bekleyen bir ömür var
Benden alıntı bile yapmadığın geçmişine bir çizik at yeter
Gerisini cümlelere bırak
Ve bundan sonraki cümleyi okumadan ellerinle bir yerlere tut
Üzgünüm ama sendeleyeceksin
Beni diri diri gömen adam, üzgünüm ama benim sessiz cümlelerimde sana ait tek bir sesli harf bulunmamakta
Şimdi ağlamayı bırak ve uzandığın yerden kalk
Doğrul hayata
Varlığımda yokluğumu ezberlemeyi becerebilen ve yokluğumda varlığımı yaşatabilen birisi olarak dayanabilirsin bunca şeye:
Hem üzülmeye değer mi ki
Varlığını reddettiğin bu kızın laflarına aldırma sen
Dön sırtını karanlığa
Unutma ki gözyaşlarını kurutacak bir göğüs kafesini bulman hiçte zaman almayacaktır
Ya da beni unutturacak bir cümle kurman için dudaklarını bükmek yeterli olacaktır
Biliyorum bu satırlar sana küfür gibi gelecek
Ya da beddua ettiğimi düşüneceksin
Asla böyle düşünme
Sen benim eli kanlı katilimsin
Hangi kurban katiline beddua eder ki ?
Hadi beni gömdüğün yere bir bak
Bak diyorum sana
Kanlı gözyaşlarıyla uzan mezarıma
Biraz üşüyeceksin ama bir kızın yalnızlığında tüketeceksin içindeki yaşama sevincini Acılarına kefil olan bu kızı sen öldürdün sen
Suçlusun
Seni sevmekten öte ne yaptım sana?
Hangi suçun cezası olarak beni diri diri gömdün ?
Hangi sebebe istinaden vurdun beni yalnızlığa
Artık özgürsün
Beni öldürdün ya
Ne kadar inkar etsen de, sen eli kanlı katilsin
Yüzünde suçlu yazmasa da vicdanın hiçbir zaman seni temize çekemeyecektir
İstediğin gibi rahat dolaş sokaklarda
İstediğin maskeyi de vur yüzüne
Gerçeklerden ne kadar kaçabilirsin
Seni çok sevmiştim lakin yanılmışım
Üzgünüm ama geçmişimde sana dair tek bir iz yok
Ha, boynumda izler ne diyorsan
Onlar beni diri diri gömerken senden bana kalan son armağan
Git
Hiç gelmemiş gibi
Bit
Hiç başlamamış gibi
Kendin kadar yalnızsın
Ben kadar ölüsün
Adın boşluk şimdi
Ait olduğun karanlıklarda temize çek kendini
Guslet o ayrılık kokan ellerini
Öldür beni diyeceğim ama
Sen beni sende hiç yaşatmadın ki
İstesen de ölemem ki
Sen de hiçbir zaman varolmadım ki öldürebilesin
Ben sende hiçtim
Şimdi sıra sende
“ Beni diri diri gömen adam,
Üzgünüm ama benim sessiz cümlelerimde
Sana ait tek bir sesli harf bulunmamakta”
İsmail SARIGENE
Devamını Oku »Tarih: 9 Ekim 2011• Kategori: Kadir Zorlu• Yorum Yok
Senden…
Eş, dost, herşeyden,
Elvedayı işittiğim o lüks viranemden,
Yavaş yavaş,
Azalarak..
Arkama bile bakmadan,
Kapıyı sensizliğin suratına çarpıp,
Çekip gidesim var bugün bu şehirden…
Tenime dokunduğun parmaklarından,
Annemin verdiği Hayat harçlıklarımdan biriktirdiğim,
O temiz duygularımdan,
Aşktan, meşkten..
Dünyanın sen varken en anlamlı,
Sen yokken acı veren herşeyden.
Çekip gidesim var bugün bu şehirden.
Ağlasam..
Ulan varya bir ağlasam,
Bir becerebilsem,
Tsunami gibi boşalırım bu şehire.
Dağların eteklerine biriken bulutlar gibi,
Ayrılırken bastığın kaldırımlar gibi,
Sonbahar gibi doluyum bugün.
Bir ağlasam herşey bitecek,
Bir ağlasam kalem yazmaktan vazgeçecek..
Bugün gidesim var,
Çekip gidesim var bugün bu şehirden.
Sağa baksam hüzün,
Sol/a baksam hepsen.
Yukarısı ölüm..
Ayağımın altında, dün.
Küfrüm var bugün,
Ağzıma kadar dolu.
Bir sövsem,
Ulan bir sövsem varya,
Ucu bana kadar değecek.
Edep görmemiş bir insanım bugün,
Yukarı bakasım var bugün,
Yerebasıp! .
Çekip gidesim var bugün, benden..
Okumam yazmam yok bugün,
İlkokul öğretmenimi bulup, ders veresim var.
İmami bulup öyle değil, böyle. Diyesim var.
Bugün..
Bugün orta parmağımı kalbime kadar sokup,
Seni kusasım var,
Bugün,
Çekip gidesim var, bu şehirden.
Hiç bir cümle seni anlatamaz bugün,
Tercüman olamam bugün ölümlere,
İntiharlarlarımı bugün sırtıma atıp istifa edesim var.
Dünyaya hakkını helal et diyesim,
Çekip gidesim var bugün..
Bugün pazar,
Bugün sen gitmiştin,
Bugün matematikçilere küfür etmiştim,
Bugün problemlerin hepsinde ben eksiktim..
2-1= ’0′dı bugün..
İşte bugün sen çıktın hayatımdan.
Seni hayatımdan çıkardığım o sokakta,
Asla ben kalmamıştım,
Bir sıfır kadar hiçtim..
Tek sayılar Dünyanın başına gelebilecek en büyük felaketti,
Yalnız insanlar ise dünyanın en büyük gafleti..
Çıkartasım var kendimi bugün, bu hayat denen işlemden..
Kadir ZORLU
Tarih: 9 Ekim 2011• Kategori: Fatih Kaba• Yorum Yok
Mevsim artık bana döndü yüzünü
Ve eylül kokuyor yer gök.
bulutlar öpüşüyor , hafif ses sonrasında derinden bir ah çeken iç yankısı !
Ağırdan yokluyor kulaklarımı.
Duyuyorum içimin yankısını gök’ten.
Karanlığa inat yankılanan sesin odamı ışıttığını farkediyorum ağırdan.
Sessizliğimi delip geçen gürültüye rağmen
Korkmuyorum.
odam karanlık içimde bir ürperti ama ağlamıyorum.
Sadece beni dinliyorum.
Evet bu gökyüzü BEN!
ağlayacak birazdan , boşaltacak içinin deli yanlarını
saçlarımı yağmalarken yüzümün derin iz’ler taşıdığı yanından
göz bebeklerimi oya oya dudaklarıma inecek.
İşte ben o zaman ağlayacağım.
Kimse bilmeyecek.
Sen bilmeyeceksin.
Ve ben yine sana b’akıp gök gürültülü sağnak şekilde
Yine sana susacağım.
İşte benim mevsimim.
Öpüşen bulutlar
İçini döken yağmurlar.
İşte ben seni hep böyle şiddetli bir geçimsizlikle didinip duran
bulutların ardında sevdim.
Saklı ama yenik.
Vurgun ama dik!
Ben seni en çok sonbaharda sevdim Şehir gözlü.
Sonbahar kokardı saçların amansız ve hırçın!
Saldırgan bir kuş gibi uçup
Yalancı mavilere kanmadan çocukluğuna uyuyan
Küçük kızlığını sevdim.
Hele bu şehrin sokaklarını ıslatırken adımların
gözlerinden akan sele inat,
Ben seni bu şehrin loş fabrika bacalarından tüten dumanın genzimi yakışında sevdim,
Sabah ezanı ile uyanan anaların gözlerinde telaşla,
Sıralarını paylayaşamayan çocukların heycanındaki öfkeyle,
Ben seni bir martının boğulmak adına yemine atıldığı denizlerde,
Ben seni bir çatışmanın ortasında ,
Bir savaşın ortasında mavzerini göğsüne dayayan bir asker gibi
Vatanını can diye savunan bir er ‘ gibi sevdim.
Ben seni yağmurun toprakla sevdası gibi,
Bir çocuğun anne sütüne hasretliği gibi sevdim.
Ben seni en çok son baharda sevdim.
İlk bahar hasretini yamarken herkes!
Ben seni en savunmasız gününde sevdim.
Şimdi eylülün sobelediği mevsimle
Ekim’e dayayıp dudaklarımı
Ayaz kondururken ellerime
Üşüyor olsamda sana
Ben en çok bu mevsimde sıcağım sana..
|Fatih Kaba
Devamını Oku »Tarih: 9 Ekim 2011• Kategori: Fatih Kaba• Yorum Yok
Artık intihar dolu şiirler biriktiriyorum Kalemimde.
Her gece Seni seviyorum Diye başladığım şiirler;
Kendini suç’a gömüp Ölüm’e hazırlanıyorlar.
Dinamitleri kuşandı Kelimelerim Ve
Artık İntihar komandoları Harflerim.
Harfler gözlerimde dans edip,
Kalemimden kurşun gibi yağmalı üzerime.
Satır satır inmeli boğazıma!
Susmalı Bu gece!
Ölebilirim Bu gece! Hatta bilirim ne kelime ?
Öldürmeliyim kendimi Bu gece!
Asıp asıp Harflere kendimi ,
Celladıma zaman tanımamalıyım.
Bu gece Bitmeli..
Bu gece öyle bir bitmeli ki ; Sabah doğmamalı üzerime!
Üzerimden geçen sabah ezanı sesi,
Kulaklarımda hissedilmeli!
Hatta O okunan ilk Sela benim olmalı.
Hadi sıraya girin Beni katleden Şiirlerim!
Cenaze’mde ilk sırayı alabilirsiniz..
Üzerime serebilirsiniz göz nuru şiirlerimi,
Hani Küçük Kız’ım diye başladığım,
Yağmurları ile yüzünü yıkadığım ,
Gözleri ile Şehirler Kurduğum Şiirlerim vardı ya ?
İşte O şiirleri Gözlerime serpiştirin..
O’nlar benim Hayallerimdi!
Gün ışığında havalandırdığım , Sol dolabıma sakladığım Naftalin kokan Yüreğimdi.
O’nlar beni her gece üşüten!
Üşütürken ısıtandı..
Şimdi ana avrat sövüyorum!
Dikkat edin!
Küfür etmiyorum Ana avrat seni seviyorum diyorum Hala..
Edebim o kadar güçlü ki!
Söverken bile toz konduramadığım şiirler yazıyorum Sana.
Hadi ilk duanın aminin de
Zikrettiğiniz ilk dilekte!
Cenneti değil Cehennemi Bahşedin Bana!
Cehennem’ hak’tır Sol’uma..
Ulan Varya!
Ah ulan Varya.
Seni Vuracağım Bu gece!
Bu gece Kıracağım Kalemimi..
Öldüm Ulan.
Üşümekten!
Hadi Kaldırın Naaşımı!
Küflenmesin Gençliğim..
Fatih KABA
Devamını Oku »Tarih: 9 Ekim 2011• Kategori: Fatih Kaba• Yorum Yok
Kimse dokunmadı kurumuş dudaklarımın hasretine
Kimse!
Kimse bakmadı hüznümün dağlarına!
Sahi kar yağdımı o şehr’e
Yada “BEN” yağdımı odalarının ıssız gece kavgalarına!
Bir “ben” dokundumu, gözlerinin ecdadına!
Ecdadı’na Sitemler savurduğum, düş karası şiirlerim dokundumu yüreğinin tülbentine!
Saçlarını sakladığın hüznün sarısına, doldumu sonbahar!
Sahi oldumu sonbahar orda!
Orda yağıyormu kar,
Kar yağıyormu kendini benden sakladığın gözlerine!
Kelepçeler kuşandımı AŞK’
Kuşandımı sensizliği ey AŞK!
Aşk’ı şerbetine doymadığım
İçip içip gözlerine sarhoş olduğum Yar!
Yağdımı Gönlünün dağlarına kar..
Yollar, uçurumlar aşıp ulaşamadığım dağlarında aynı’mı efkar…
Söylesene Şehir gözlü ,
Saçlarına yazma takıp , saçlarını nefesimden saklayan,
Duvarları gözlerime örüp ,saçlarının kahvesinden ayrı koyan yar.
Yağıyormu? O şehire Efkar’ım…
Hadi kalk gel! Şehir gözlü,
Son baharın en ihtişamlısı gözlerimde ! yapraklar gazele esti,
Gözlerimden esti Bahar’ın,Geçti yar Geçti! Nefesimden süpürüldü vuslat, Özledim seni!
Avucumun içine alıp yüzünü, Yüzünle yıkadım düş’lerimi!
Yüzün Ki için içim’e alabilirmi!
Hadi deneyelim bir defa, Soyutla kendini vicdanından!
Bir kerecik olsun ihlal et kurallarını!
Yasaklarını!
Özleyebilirmisin okumadan beni…
Sen sev diye yazmıyorum!
Sen gör diye açmıyorum yüreğimin mektebini!
Temize çekip suçlamıyorum seni!
Bir cinayet filmi gibi! Seyreti’de kandırmıyorum seni…
Özledim işte.
Ötesini sorma bile..
Yaşıyordum işte..
Acı’nı aynı tutkuyla! Hasretini aynı bardaktan defalarca içiyordum.
Sen ateş’le yanarken bana.
Kalbime doğrultulmuş Seni Göre göre!
Hiç kırılmıyacak bir kadeh gibi içecektim seni,
Dudak dudağa gelemeyecek bir Aşk gibi,
Bir yakamoz gibi tutacaktık yıldızları!
Biz hep dokunulmazlığımızda!
Saf ve kendine müslüman bir AŞK’ı kendine geri getirecektik.
Yine , yeniden yazacaktık alıp başımızı geri gitmeleri!
Yüzümüzden habersiz susacak! Kağıt gemilerle süslü limanlardan oturacaktık yalnızlığımıza..
Hep renk değiştirip! Bozgunlar yiyip dalgalardan!
Silüyeti silinmiş, cam kırığı kalbimi sağ çıkarmadan!
Hiç kimsenin anlamadığı Benden !
Cayacaktın yine..
Aramızda yok yere! Hırçın dalgalar! Yok yere kendini tüketmiş çoçuklar !
Aramızda keşkelerle kurulu istasyon önü ağırlamaları,
Ağır ağır koklayacaktık! Gidişlerimizi.
Ve kırgınlıklarımız! En büyük acı’ sayılacaktı.
Sayacaktık işte.
Kaç defa sevdiğimi, seni yere göğe sığdırmadan,
Yerden yukarda tutup! Gökten ayrı koymadan,
Seni ne kadar bağışladığımı sayacaktık.
Defalarca ! yenik düşecektim matem/atiğe,
Sövmek isteyecektim!
Seni bana hasret, beni sana uzak koyanların varlığına.
Gidişlerin topuğuna sıkarak!
Namlunun ucuna koyacaktım kimsesizliğimi.
Ve Kimseler bilmeyecekti öl’düğümü..
Hadi Ayakta karşılayalım.
Alkışka! kendini sevgili Özlüyordum işte.
Sabahlar biriktirerek, gecelerden çalarak!
Yüzüme dokunan kimsesizliği ucundan tutarak,
en yalan dolan sözlerle kandırıp kör düğümleri atarak ,
Tutturayım seni yüreğime..
Yoksun ya ..
Özledim diyecektim!
Duyacaksın diye alfabeye sığınıp.
Yirmi Dokuzdan Bir harf Çalıp!
O ‘nu diye başlayıp,
Gizliden hece hece özlediğimi susacaktım!
O’nu İçime Giz yapıp,
Susacaktım!
Bir bakışınla eriteceğin dağlar üstü kar’ları, gözlerime yağdıran yar.
Özlüyordum işte SENİ…
İşte’si ne?
Geçmiş’ li değil an ve an özlüyordum seni..
Hadi Sığındırsana beni Gözlerinin Kent’ine
Özledim seni Gel desene, Sarıp sarmalayacağım kollarıma desene..Sığındırsana beni kollarının Limanına..
Fatih Kaba
Devamını Oku »Tarih: 9 Ekim 2011• Kategori: Fatih Kaba• Yorum Yok
Aciz yanım kendimi anlatamamak değildi!
Kendimi sana , içimdeki seni sana tarif edememekti..
Yoruldum şimdi , ne yazsam seni bana getirmeyen suçüstü bir istasyon ağırlıyor içimi..
Yollarda ömrümü bitiriyor çaresizlik..
Her defasında susup , seni yeniden asmak boynuma , yeniden inanmak geleceğine.
İçimi sana akıtıp , şiirlere rest çekmekti senliğim.
Varlığında , yokluğunda kimsenin bilemediği iç acımda,
İç sızılarımın dirhem dirhem kavurduğu beni sen yanına koyamamaktı aciz yanım.
Acizce , kendimi defalarca sana sunup! senden medet ummaktı yalnızlık.
Diz çöküp acıya hiçkimse olmak adına,
Kimsenin kimseye kalmadığını yok saymaktı sen yanım.
Susup ,şarkılara basıp içimi , kadehlerin ince belini kırıp , sana varmaktı özlemek!
Özlemek , yada çölde kurak bir aşk’ı kurutup, dudaklarımda defalarca sana sunmaktı bakışlarınla ıslatmak için.
İçin için kavuran bir alevi , avucunun içine alıp sensizlikten soyutlamaktı yanmışlığım.
Olurda bakarsın diye , gittiğin her yere gözlerinin kimliğini bırakıp! kaybettiklerini bulmak için harcamaktı zamanı.
Har vurup harman savurmaktı sensiz harflerde , senlikler aramak..
aciz kelimeler tüketip , can evimden vuran bakışlarını harflerin gölgesine sığındırmaktı aynadaki benden kovulmuş suretim..
Aynaların hissedar dokunuşu!
Yüzümdeki çizgiye konuşlarken yansıttığı aydınlığı! sen diye dokunmaktı şakaklarımdaki beyazlara,
Sahi aslımdan kaçan kaç hain vardı!
Yada aslı’nı inkar eden kaç yalnızlık vardı solunda ?
Soluna dönüp kaç küfür dizdin içinden göç veren yolculara ?
Yolmuydu yolu uzatan ? yada yolcumuydu yolu uzak kılan.
Gözlerinin harabe kentlerinde akıttığın mavi yaldızlı yağmurları iklime ters düşürüp,
Hangi sonbahara saklardın gitmişliği..
Dökülen yapraklarmıydı çaresizlik ! yada izimi kalırdı dökülmüşlüğün.
Gidenle gidilmiyor diyen üstadlar , ağabeyler bildim.
Şairlere kafa tutup, o gitmedi gelecek dediğim o kadar şiirim varki
Şimdi ;
Geçmişe yön veren tabiatını , duruşunla , bakışınla!
Saçındaki yazma ile doyurduğun göz’leri , kimlerden saklardın için için sana yanarken.
Kan harbi yaşatırcasına susardı içim.
Kimseye , yada kimsenin varamadığı yoksul caddelerde , kimsesizlerin ayaklarına beyaz düş armağan eden cesetler toplardı yalnızlığım.
Her gece öldürdüğüm yarenlerin , yaralarına sürüp benliği ,
Bensiz ilan edilen gazete küpürlerini keserdim !
Kesip sana ulaştırmak için kaç mektup yırttım sokağında bilirmisin ?
Bilmek ne kelime ! anlamadığın benden ! duymadığın sağır çığlıklarımdan
Kaçışlarındaydın her gece,
Yoruldumları dizip dudaklarına , sana kıyamadığım anlardı aciz yanım..
Kıyamadığım saklı gülüşlerin , her gece görürüm umudu ile uyuduğum uykularım ,
Uyuyup sana , bir düşte avucunda ölme umudum vardı!
Beyaz bir masalı avuçlarıma sürüp saçlarında gezdirmek için can atan ,
Uykularım vardı.
Uykularım vardı her defasında sana aç ! sana kurak..
Seni sevmekti beklide benim en aciz yanım.
Sevmekti delirip , delirtircesine! Kırıp içimi, har vurup harman savururcasına!
Varımı yoğumu dağıtıp , sana varmak için, içimde kendime yoksul kalmaktı..
Sana susup , kendime sitemler kusmak için
Vedaların arkasına sığınan mağrur bakışlar bırakmaktı acizliğim..
Öldürecektim kendimi! Ama sana kıyamadım..
Fatih Kaba
Devamını Oku »Tarih: 8 Ekim 2011• Kategori: Fatih Kaba• Yorum Yok
Ve bilirim ki sevenler gidemezdi, gidenlerde sevmezdi zaten.
Zaten kimse de hazır değildi henüz ölmeye.
Bu yüzden pek tadında değil artık intiharlarım.
İntiharın eşiğinden dönüyorum , acının beşiğinde salladığın gibi.
Gibi si yok işte ,
Öylede özlüyordum böylede,
Uzun lafın kısası ben sadece seviyordum işte.
Ne yani şimdi İçinde kal yetecek kadar ben yokmuydu ?
Ne yani şimdi bir ben mi sevdim her şeyi,
Her şeyin varlığına bir benmi inandım yani.
Yok siz hala beni kandırıyorsunuz, gittiğine inandırıyorsunuz,
Aşk diye bir ben mi yandım yani
Doğru ya ateşte ısıtmazdı seni.
Göz bebeklerini kandırmak gibiydi belkide ağlamak ,
Yada ağladığını sandığımda yağmura boyamak gibiydi içimi.
Ne yani şimdi yokmusun ? olmamış gibi mi ?
Yoksa gitmiş gibimisin.
Biri beni kandırsın şimdi,
Ben yüzlerce gün kimi kandırdım kendime ?
Biri beni acı ile kandırırken ayrılık yokmuydu yani ?
Yoksa bir benmi terk edildim şimdi.
Yok yok büyük bir yalanı ,masumane bir masala çevirmek bu!
Kusura bakmayın benim masallara karnım tok.
Aç’ım ama ayrılığa değil..
Ne yalan söyleyim çok inanmıştım sana, bir hayli zaman olmuştu geleli,
Bir haylide sevmiştim hani seni.
Öyle gider gibi değil işte!
Öyle senin gibi ardına bakmadan çekip gider gibi de değil,
Bir çocuğun göz yaşlarını okşar gibi sevmiştim işte.
Kim bilir kimde kaldın şimdi ? yada hangi düşten kaldın şimdi.
Uyuduğumu sanıyor herkes,
Evet sen sen yokmusun şimdi bütün yaralarıma kezzap, bütün inançlarıma batılsın!
Yokmusun sen şimdi sahi ?
Ne gereği var şimdi gitmenin , daha yeni başlamıştık ölmeye, yada özlemeye!
Sen hangisini seçersen AŞK oydu işte.
Şimdi ayrılıkta neyin nesi ? kimin sesi.
Bana kendi sesinle konuş lütfen, başka dudaklardan konuşma
İnanıyorum biliyorsun sana!
Hayda sen sağırdamı oldun şimdi ? Oysa yeni başlamıştım avazım çıktığı kadar susmaya!
Daha yeni başlamıştım ağlamaya,
Kör ve dilsizdin şimdi bu sağırlıkta ağır geldi bana.
Bu kadarı fazla ,hadi biraz eksik kal kendine!
Aşk bu ya sen seçtin, bende inandım.
Yani sen gittin ben geldim,
Ama sana inandım , sana inandım Aşk diye..
Fatih Kaba
Devamını Oku »Tarih: 8 Ekim 2011• Kategori: Fatih Kaba• Yorum Yok
Kolaydı aslında güçlüyüm derken acıya direnmek,
Direnirken, kendine bile direncinin son damlasında yenilmek basitti.
Basit bir sözcükle kandırabilmek kendini,
Bugün daha iyi olacağım derken kandırmak gibi yüzündeki alyansı.
Gözlerindeki tebessümün güneşle alakasız parıldayışına kanmak.
Ne kadar gariptir ki ruhunun derinliklerinde kopan mavi bir kelebeğin ömrü kadardı belkide kendimize uzak düşler kuruşumuz.
Yada sakladığımız saklı gülüşler?
Ne kadarını yansıttık aynadaki suretimize.
Yada ne kadarını sahiplendik dünyamızın?
Sorular ,sorular ve bitmek bilmeyen kuşku dolu bakışlar.
Hala yüzünüzdeki derin manayı çözmekle meşgul bir yalnızlığın içinde debeleniyorsunuz siz bayım.
Adınızı bile anarken O derin manayı! İstanbulun Fethi , yüreğinin derdi gibi duruyor omuzlarınızda.
Taşımaktan bu kadarmı acizsiniz Bayım!
Sahi siz bayım kursağınızda hala bir tutam ayrılıklamı öksürüyorsunuz, içinizi kemirip kavuran yalnızlık verem gibi bütün benliğinizi azat mı etti kendine?
Pardon bayım siz hala üşümeyi bile soğuktan sanıyorsunuz.
Üşürken içiniz mi , bedeninizmi üşüyor farkında değilsiniz.
Yada kolaydı aslında terk edip gitmek yüzleşmek istediğiniz kendinizden.
Kendinizden bu kadar kaçarken kime kendinizi verebilirsiniz Bayım ?
Sahi siz bayım! acıya yaltaklık etmekten bıkmadınız mı ?
Acıyla oynaştığınız geceler hala tükenmedi mi ?
Bayım! yanlış ve yalnız oynuyorsunuz.
Gece rengini çoktan değiştirdi yıldızlar ve siz hala gözlerinizi kapatmakla meşgul bir karanlıksınız kendinize!
Kendiniz olabilmek mi ? kendin olabilmek mi davasını hangi kanunla düzenleyeceksiniz , hiç bir yürek yasasında yok bu intiharın tek koşullu ön düzeneği!
Ve hiç bir tren garında anılmadı bu gidişlerin biletsiz kaçışları!
Hala hangi trene daha biletsiz firar edeceksiniz kendinizden.
Yada hangi durak sizi kendinizle başı boş bırakacak.
Bayım! güzelliğin miladını yıllar doldurduğunda,
Çoğulluğu ile övünüp yalnız değilim diyenlerin,
Dostundan ötesine sır , gönlünden ötesine ırak olanların tükendiği senaryoda
Yalnızı oynamak zor.
Ama mülk ile alim olmak , kalem ile daim olmak alnımıza yazılmış yazgı!
Bundan kaçış yok Bayım..
Ve yanıldınız Bayım! Aşk unuttum derken başlayan bir kalp ağrısıdır.
Cerrahın yetkisi düşük ağır bir felçtir..
|Fatih Kaba
Devamını Oku »Tarih: 5 Ekim 2011• Kategori: Fatih Kaba• Yorum Yok
Günlerden siyah
ve biraz daha yaklaştım yokluğuna,
Sabah uyandığımda başlıyorum güne, sensizleşmeye.
Ne olurdu yani şimdi gözlerimi açtığımda yanı başımda sen uyusaydın.
Biraz sesim kısılırdı mutluluktan,
Hatta biraz da gözlerim sulanırdı mutluluktan.
Her neyse , yoksun bugünde ve yine annemin açtığı perdeden sızan yokluğunun karanlığı
içime damlıyor.
Üşüyorum birazda..
Saat: 07:15 yokluğunun üzerinden daha geçmemiş bir zamanla yıkıyorum yüzümü,
Suyu sertçe suratıma çarpıp gidişini unutturmak adına,
Yıkıyorum yüzümdeki cam kırığı cesaretsizlikleri.
Suratıma sensizliği çarptığından beri uyanmadı hala gözlerim.
Kendimi atıyorum dışarı, sessizleşen bir kalabalık telaşı gözlerimde,
Arıyorum!
Seni arıyorum.
Bulamıyorum..
Saat: 07:30 yokluğunun bekleme seansını biraz daha geçtim.
Bütün uyuşmazlıkların önünden geçip herkese selam verdim.
Yalan yok onlarda selam verdi!
Senin yokluğuna inandırmak isterlercesine ,
İnanıyorumda yalan yok..
Bütün beklemeleri sola fırlatıp geçen bütün arabaların önüne atıyorum kendimi
ölmek adına , sana varmak adına
bir bir savuruyorum senden kalan son kıymıkları.
İçimde bir şehir ağlıyor sabahın ilk ışıklarında,
Sen ağlıyorsun ve ben yine sana kanıyorum ,
canım yanıyor canım bildiğin gibi değil..
Saat: 12:20 hala güneş siyah, gözlerimi kısıp bakıyorum .
Bakıyorum öylesine.
Umut sarısı hüzünleri gözlerime iliştirip geçiyorum bir kuytuya.
Seni özlemeleri başa sarıp harf harf içiyorum şafakları.
Bir kadeh tokuşturur gibi tak diyen bir ses !
O gelmeyecek diyen bir nida kulaklarıma yerleşiyor ,
Kulaklarım sensizliğin eşliğinde sessizliğine yatıyor yine.
Dilimde bitmek bilmeyen bir sabır ile bekliyorum.
Bekliyorum
Gelmiyorsun..
Yoldan geçenlere bakıyorum , hepsinde seni arıyorum,
Hepsinde beni terk ettiğini sanıyor.
Çeviriyorum bakışlarımı bir harf çılgınlığı ile!
İçime küfürler savurarak
Edepsizliğime yanıyorum.
İçimde çoğalıyor dudaklarımı kanatan sitemler!
Dişlerimi sıkarak kanamayı öğretiyorum dudaklarıma.
Susuyorum .
Susuyor zaman.
saat: 17:42
Hala geçmeyen bir sensizlik
Hala dilimde ayıklanmayan bir acı’sın.
Sahi nasıl bir şeydi sensizliğe uyanmak , sensizliği kollarımda uyutmak.
Bilmiyorsun,
Duymuyor , görmüyorsun.
Adınla başladığım bütün sevmeler bir bir devrilirken göz kapaklarıma,
Gözlerimin celladı kesiliyor gidişlerin.
Gidiyorsun.
Saatlerin uyuşmazlığında,
Zamana yenik harfleri gölgene sığındırıp
Gidiyorsun.
Günlerden siyah ve ben hala gittiğin güne lanetler okuyorum..
Bugun bir dua daha eksildi dilimden,
Beddua sanma ! İmamlar da cenaze merasimlerini es geçti bende.
Selasını verdiğim bütün aşkların ölme şeklide değişti.
Bu yüzden pek tadında ölemiyorum sana.
Ama sen yinede aldırma bana Kadın.
Özlüyorum yada ölüyorum sen seç bendeki şekil değiştiren sevdayı.
Saat: 19:23
Adı bile değişti şimdi akşam üstü beklemelerin,
Kaldırım önü beklemelerinin.
Sorguya çektiğim kaldırımların adı değişti anlıyor musun ?
Geçtimi burdan O ‘diye, kaç kaldırım gezdim bu şehirde bilirmisin Fırtına gözlü kız.
Kaç nehir içtim yokluğundan,
Kaç idam sehpasından düştüm,
Kaç ölüm tükettim ardından bilirmisin Şehir gözlü Kız.
Sahi sormuyorum bile artık.
Sorgulamaları, katilini arayan bir soruşturma şimdi bu aşk!
Cezasını gözlerinle kestiğin bir fail’ken ,
Yokluğunla müebbeti yediğimden beri
Sormuyorum neden yoksun’ları.
Sahi neden yoksun hala..
Saat: 22:59
Uyuşacak şimdi yaralarım ,
birazdan bir gece daha demleyip gözlerimde
yokluğuna içeceğim demli bir çay edası ile hayalini.
İçeceğim, şerefsizliğine içeceğim gidişlerin..
Kadehleri tokuşturmadan yalnızlığıma içeceğim!
Şaka gibi, sen yokken kimle tokuşur ki bu öpüşlerim ?
Kime tokuştururum uğruna beni sattığın gidişleri!
Neyse gece beni bekliyor gitmeliyim.
Sen gibi sarmasada, koklamasada
Hatta dudaklarıma tadını koymasada beni bekliyor işte.
Bir bekleyenim var işte.
Saat: 23:56
İnanır gibi oldum sarıldığına ,
Öptüğünede.
Biz hiç bir biz’liğe konu olmamışken nerden çıktı bu sözcükler dilimden.
Ben bile inanmadım buna.
Çocuklarda güldü geçti zaten.
Biliyorlar artık bir şizofreni oynadığımı.
Elim sende oynayan içimin saklı katilleri ,
Soluma uğramayan dost sanıkları,
İftiraya düşmüş sevmeleri
Her gece yatıp kalktığım sensizliği !
oynuyorum ben, inandırıcı geldimi sana ?
Gerçi inanmasanda olur, ne zaman inandın ki sen bana ?
Zaten,
Dudaklarımdan habersiz gitmene ses etmiyorum uzun zamandır ,
Ya ellerin ?
ellerin el olduğunda canım yanmaz mı şimdi ?
Saat: 02:28
Her neyse adını sen koy bugününde ,
ne koyarsan koy gitmişliğin kadar koymaz hirçbir şey, siyah’ıda değiştirmezki zaten hiç bir renk.
Değiştirmez gelmenden başka hiç birşey!
Anlıyormusun ..
Sen gelmezsen bitmez bu gece.
Bitmez bu gece .
Ölmez bu ayrılık..
Ölmez anlıyor musun .
Günlerden siyah ve ben hala geceyi bekliyorum ölüp ölüp dirilmelerimde.
|Fatih Kaba
Devamını Oku »Tarih: 5 Ekim 2011• Kategori: Fatih Kaba• Yorum Yok
Dün gece ilk defa seni aldattım ,
Hem de hiç aklın almayacak bir şekilde aldattım!
Düşünsen aklını zorlayacak , görsen gözlerini yerle bir edecek gibiydi mutluluğum.
Hatta duyamayacaktın bile kahkahalarımı,
Çok yakınımda olsan bile inan sen hiç anlamayacaktın bile SEN olduğunu.
Duysan , görsen inanmayacaktın belki de senin bu kadar ben olduğunu.
Susmak daha makbuldü ya hani, uyandığımda susmayı deştim içimde,
Döndüm arkamı gözlerimi eştim!
Ağladım sadece uyandığıma.
Dün gece ilk defa bir başka gördüm seni düşümde,
Öyle gider gibi değildin yada ne bileyim sen ben gibiydin bana.
Ben gibiydi bakışın hatta ne yalan söyleyeyim benden de başka bakıyordun gözlerime.
Öylece oturmuştun yanıma saçlarını okşayan rüzgara inat ,
Lodosu kıskandırıyordun saçların ah o saçların öperken yanaklarımı!
Kıskanıyordu deniz,
Kıskanıyordu sokaklar mavi pelerininle savrulurken yapraklar,
Süpürüyordu adım adım biz’lik, biz olmuş adımlarımız.
İstanbul biraz alınıyordu bize, hatta ne yalan söyleyeyim şaşırıyordu ikimize.
Çok duymuştu seni benden , çokta okumuştu hani gelmeyeceğini kalemimden ,gidişinin metanetsizliğini iki yakasına iliklemişti.
O da inanmıştı beni gömdüğüne.
Alışkanlıkların değişmişti , özler gibi yapıyordun !
Yok yok hatta özlüyordun da adım başı adımı söylerken ,
Can’ım takısını benimsiyordu dudakların,
Bütün betimlemeleri okşuyordu dudakların adımı anarken,
Kırılmış bir rüzgarı bile okşuyordu sesin ,
Hatta avuçlarımdan tutuyordun , bırak parmaklarımı avuçlarında saklıyordun bütün benliğimi.
O derece ateşti için , saatlerce hareketsizliğe aldırmadan bakışlarını izleyen bir şehri adımlıyorduk seninle.
Sokaklar bile sakin değildi bizliğe,
İlk defa bu kadar asiydi sokakların sessizliği.
İlk defa tamdım kendime.
Yürüdük , adım adım gezdik beni sen yapan şehri,
Sokak lambalarının altında ısıdık , yağmurlarda biraz ıslandık birazda ağladık hani,
Ne bileyim bir ekmek arası köfte bile yetmişti tebessüm ettirmeye,
Az ile yetinmiştin , çoğu zarar bilmiştin.
Çok seveyim diye dualar etmiştin o gün.
O gün aminlerimde seni dizmiştim, kayan yıldızlardan dilerken seni gözlerimi bedellemiştim ömrüne..
O gün ellerin ellerimde , şarkılar söylemiştik ikimize,
Sonra ağladın ağladın sessizce ,
Gözyaşlarının süzüldüğünü fark etti dudaklarım , yanağından serzenişlerle akan yağmuru andırırken iç parçalayan bakışlarındaki sakinlik ,
Yanaklarımı parçalıyordu!
Sustum , yüzünü avuçlarıma alıp baktım sadece,
Güldüğünü fark ettim , hatta kahkahalarının o an içimi deştiğini fark ettim
Dudaklarına baktım ve çıkacak her harfe sarıldım.
-“Film Bitti”
Buda yalandı , hemde seni ilk defa düşümde aldatırken,
Düş’ümün ihanetine düştüm paçavra gibi,
Paramparça bir tebessümü kırk parçaya ayırıp ağladım,
İçimi bin parçaya bölüp,
Ağladım uyandığıma..
Fatih Kaba
Devamını Oku »© Suskun Kalemler Her Hakkı Saklıdır 2012 |